![]() |
|
|
|
19.08.2009
Hiçbir yazılı kanıtım olmasa da beş yaşında okuduğum ilk sözcüğün onun yüzünden "TAŞ" olduğu söylenip durdu bizim ailede yıllarca.
Annemle babam kendi düşüncelerine en uygun durak olarak sosyal demokrat renklere yerleşip Çetin Altan'ı okumayı bıraktıklarında artık onun okuru ben olmuştum. O yıllar benim de ilk gençlik yazılarımı yayımlatmaya başladığım yıllardı ve kendi edebî sesimi bulmak yolundaki rol modellere, yazınsal etkiye açık olduğum ergenlik çağındaydım. Ben de pek çok okuru gibi Çetin Altan'a siyasi duruşu ve cesaretinden ötürü hayrandım elbette, ama bacak kadar birinin bu konulardaki hayranlıklarının henüz içi boştur. Gazete yazılarından romanlarına tüm yazdıklarında Çetin Altan'ın bu memleket(imiz)de yaşadığı(mız) baskı ve şiddeti klasik öfke, keder, hüzün ve/veya intikamcı duygularla anlatmak yerine güçlü ironi ve kara mizahla rezil rüsva eden diline hayrandım ben. Onun "Bir Avuç Gökyüzü" ile Orhan Kemal Ödülü alan "Büyük Gözaltı" romanlarını çok etkilenerek okumuştum; 1970'li yıllardı, çok gençtim, iyi okur olmayı öğreniyordum... Aynı yıllarda Türkiye kültürünün masallardan destanlara, halk şiiri geleneğinden Divân Edebiyatı'na kadar güçlü bir ironi ve mizah damarına sahip olduğunu da öğrenmeye başlamıştım. Kendi yazı dilimin de bu yönde aktığını, ironiye doğuştan yatkın olduğumu keşfettikçe aynı damardan kendime edebî akraba saydığım Aziz Nesin' den Yaşar Kemal' e, Adalet Ağaoğlu' dan Cemal Süreya' ya maruz kaldığımız ve kalacağımız şiddeti, şiddetli mizahla döven yazar ve şairlerle beslenmeye yöneldim. Zaten sanatsal kan çekmesi, genetik çekimden çok daha güçlü ve kalıcıdır; bilenler bilir. İşte Çetin Altan'ı da yukarıda adını saydıklarıma akraba eden bu önemli üsluptur ki düşünceye özgürlük hakkı tanımayan alçaklarla insanlık onurunun katili işkencecilere küfür etmek, benzer yöntemlerle saldırmak ya da çekilen acı, incinen gururu sergilemekle onları zevkten dört köşeye çevirmek yerine sert ironi, acı kahkaha ve çelişkinin çelişkisi yöntemiyle etkili oluyordu. İroni denen sanat, zalimi çaresiz, güçsüz ve komik duruma düşürür, resmi baş aşağı çevirir, havasını söndürür, iktidarını sallar. Tarih kitapları halkını korkutarak ezen zalim kralları kılıçlar veya tüfeklerle kovarken ölen kahramanlarla doludur, ancak zalim kralların aslında zavallı şarlatanlar olduğunu göstermeyi başaran iksiri hazırlayan sihirbazlar, korkunun yerine kahkahaları yerleştirerek zalimlerin gücünü yıkan yazarlar ve şairlerdir çoğu kez. Ancak iyi gören, hızlı düşünebilen ve katmanlı algılayabilenlerin takdir edebileceği, zor ve dolaylı bir silahtır ironi sanatı; bu yüzden dolaysız ve pragmatik düşünen okur veya izler açısından ya anlaşılmaz ya da küçümsenir. Yine aynı nedenlerle sahtekârlık, adaletsizlik ve şiddet gibi zulümlere ironi silahıyla savaş açmış edebiyatçıların çok kıvrak zekâya sahip olduklarına dair bir de inanış vardır. Çok pragmatik olarak tanınan bizim kültürümüzde de yine pek ironik olarak yüzyıllarca farklı odaklarca yaratılmış korku ve baskılara karşı yaratılmış güçlü bir mizah damarı daima önemli bir başkaldırı gücü olarak gelişmiştir ve işte Çetin Altan da ironi ve kara mizah geleneğimizi hâlâ çok iyi kullanan söz ustalarından biridir.