Gezgin ruhlular, huzuru yollarda bulur!


Paylaş Facebook' ta Paylaş FriendFeed' de Paylaş Twitter' da Paylaş

01.03.2009

Buket Uzuner: "Gezgin Ruhlular, huzuru yollarda bulur!"

Sedat Demir, Varlık Dergisi, Mart 2009

"Yirmi yıldır yollardasınız, daha öncesinde de çok farklı şehirlerde eğitiminizi tamamlamışsınız ve anladığımız kadarıyla pek mukim tabiatlı bir insan değilsiniz. Sıcacık evinizde otururken sizi dünyanın farklı ve ilginç yerlerine çağıran ses neye ait?"

- Arapça "Kıyam"dan türeyen "mukim" sözcüğü, sürekli veya geçici olarak bir yerde oturan anlamına geldiğinden, ben de geçici olarak bir yerlere yerleşen hayatıma bakarak, aslında sizin dilinizle "mukim" sayılırım pekâlâ! Doğrusu ben yarı-yerleşik sözcüğünü durumuma daha uygun olarak tercih ederim. Biraz pergele benzetiyorum kendimi artık; bir ayağı İstanbul' a saplı, kalemli ayağı dönüp duruyor, biraz dervişimsi bir gezginlik, gizemli bir içsel dans, kimbilir... Farklı ülkelerde üniversite eğitimi almamın biraz da dünyayı ancak burslar kazanarak gezebilmekten başka çarem olmamasıyla ilişkili olduğunu da itiraf etmeliyim. Şehir Romantiğinin Günlüğü adlı gezi kitabımda "Gezginlere rahat batar" demiştim ya, aynen öyle.Huzuru yollarda bulan gezgin ruhlular, bazen o sıcak evlerin duvarlarının tutsak kıldığı sahte ve "ıssız" kalabalıklar yerine, yollarda kimi zaman rastladıkları küçük sıcak duraklar, kısa ama sahici arkadaşlıklar, aşklar ve esinler yakalama olasılığını tercih ederler?

"Öykülerinizin hepsi bir taşıtla ve bir anlamda size orada rehberlik eden bir şehrin yerlisinin ismiyle başlıyor. Öykülerinizde daha çok insanların hikâyeleri var. Neden bu şekilde yazmayı tercih ettiniz?"

- Başka kültürleri merak ettiği için seyahat etmeye hiç hevesi olmayan bir milletin yazarı olarak, dünyanın farklı coğrafyalarında rastladığım ilginç Türklerin hikâyelerini yazma şansım pek fazla değildi. Çünkü bizim insanımız iş ve eğitim için göçmek, ticaret yapmak veya siyasî-sosyal baskılardan kaçmak dışında yurtdışına pek ender çıkıyor. Bizim bu insanlarımızın hikâyeleri de bir gezi edebiyatçısının serüven arayışından çok, gazete haberlerine konu olacak bildiğimiz; maalesef o çok hüzünlü hayatlar... Elbette onlar arasında da ilginç hikâyeler yazıldı, yazılacaktır. Ancak ben bize "öteki" sayılacak uzak ve yabancı kültürlerden seçtiğim sıradan insanların tuhaf hikâyelerini yazarak, biraz da okurumu seyahate çıkarmayı denedim.

"Adını duyduğumuzda gözlerimizin parladığı bu şehirlerin sembolik görüntülerini ya da hiç yazılmamış mekânlarını yazmayı tasarlıyor musunuz?"

- Bundan sonraki gezi kitabımda Otel Odaları' nı anlatmaya heves ediyorum. Hem gizemi ve tarihiyle heyecan yaratan bu şehirleri , hem de oralarda kaldığım otel odalarının, lobilerinin, kafe ve lokantalarının bana anlattığı hikâyeleri topladığım yol defterlerim çoktan doldu taştı diyebilirim.

"Okurunuz merakla bekleyecektir Otel Odaları' nı ve yolculuğunuza dair diğer duraklarınızı. New York, Paris ve İstanbul. En çok sevdiğiniz üç mekânın ismi bunlar. Kitabınızda yer alan yedi şehrin kalbinizdeki yeri, bunlarla karşılaştırıldığında neresidir?"

- Bu ne güzel bir soru! Ben hiç maymun iştahlı (!) biri sayılmam ama insan eğer şanslıysa büyüyor, değişiyor, zevkleri ve algılayışı da zenginleşiyor zaman içinde. Örneğin 25 yıl önce bir inter-rail gezgini genç bir kızken ilk kez gittiğim Barcelona da, ben de artık değiştik.

"Ne değişti ki Barcelona' da?"

- O zamanlar hâlâ post-Franco travması yaşayan İspanya şimdi dünyanın sayılı demokratik sosyalist ülkelerinden biri, inanılmaz güzelleşti, sokaklarından özgürlük ve hayat fışkırıyor, her yanında kırmızı karanfiller açıyor! Bu yüzden be artık Barcelona şehrine de âşığım. Keza Berlin, Doğu' yla birleşme sanıcısının iyileştiği, daha kozmopolitleştiği ve özellikle bir tutam Akdeniz sihrini bünyesine kabul edebildiği için çok güzel bir şehre dönüştü diyebilirim. Sonra Atina ve Toronto son yıllarda serpildi, özgürleşti, kozmopolitleşti.

"Kahramanlarınızda bahsetmek istiyorum. Meselâ Angela ve Adler' in süzdükleri yaşamlar oldukça sıra dışı. Aklıma, içinde yaşamlarının olduğu romanlar geldi..."

- Çok haklısınız. Bazen tanıştığım insanlar için "bu kişi kısa bir hikâyeye yetecek kadar bir karakter bile oluşturamamış!" diye düşünürüm. Çok ender olarak biri çıkar karşıma ve o bir nehir romanı bile alıp götürecek kadar derinlikli, farklı, dik kafalı ve özgün bir karakterdir. Böyle insanlarla arkadaşlık ettiğimde, herhalde bir romancı güdüsüyle onlara karşı hoşgörü sınırlarım da inanılmaz engin oluyor (ne delilik!). Tabii, bu yüzden fazla şımartıldığı için fâni hayatta beni üzmelerine de izin verdiğim bu insanlar, kendilerinin bir kurgu karakter olarak beni baştan çıkarttıklarını çoğunlukla fark etmeden yaşar giderler... Stalin' i öpen Angela ve âşık Frau Adler de öyleler, edebiyatçı damarınız olduğundan anladınız, haklısınız...

"Bu arada son öykünüzdeki, kurgulanan iki olasılık da ürpertici. Bunlarda ilkini varsaydığımızda, bir kadın olarak yolculuk etmenin zorlukları var mı?"

- Olmaz mı? Birçok seyahat rehberimde "yalnız kadın gezgin" bölümü olması da bu yüzden. Kadının yerini ev işleri, statüsünü anne olarak belirleyen bir milletin kızı olmama rağmen, ben bile bize benzer misojenik toplumlara, örneğin Fas, Cezayir' e giderken daha tedirgin oluyorum. Örneği Marakeş Treni hikâyesinde Marakeş' te kaldığımız günlerde, Fas' ta beş kadın seyahat ediyorduk ama Faslılara göre yalnızdık, çünkü başımızda bizi koruyan erkek yoktu; erkeksizdik! Bir gece taksi şoförü bizim beşimizi "eve atmaya" ! bile kalktı. Ürkütücü bir seyahatti. Bizde de aynı şeyler oluyor; yabancı gezgin kadın arkadaşlarımın başına tatsız şeyler burada da geliyor. Fas' ta o taksiciden kurtulmak için bizim Türk erkekleriyle evli olduğumuzu ve kocalarımızın otelde beklediği hikâyesini uydurduk. O zaman şoförün korku içinde özür dileyişi hâlâ o arkadaşlarımla aramızda traji-komik anılarımızdandır. Zor tabii... Ama ne kadar çoğalırsak, o kadar daha az zor olacak. Yani haydi kızlar yollara!

"Kolaylık diliyorum yola yalnız çıkan kızlar için. Sizde, Marakeşli dostumuz biraz da olsa haklı mı? Yazarlık müneccimliğe benziyor mu?"

- Benzediğini bilen bir adamın kurnaz bir sorusu bu! Müneccim de, yazar da insan karakteriyle çalışan insanlar. Her ne kadar "karakterimiz kaderimizdir" ekolünden değilsem de karakterlerimiz hayatlarımızın aynası değil midir? Buna bakarak pek çok geçmiş ve gelecek olasılık hesabı ve oyunu kurulabilir bence.

"Seyahat etmenin, dünya üzerinde hareket etmenin fiziki ve yatay bir boyutu olduğu gibi, dikey, yani deneyimsel, manevi bir yönü de var derler. Bu görüşe katılır mısınız bilmiyorum ama ben dönüşleri merak ediyorum. Dönüşler bir hüzün, isteksizlik içinde mi geçiyor ya da daha olumlu bir ruh hâli mi yaşıyorsunuz?"

- Halbuki ben hepimizin -umarım- uzun ve ince bir yolda kendi yolculuğumuza çıktığımıza inanıyorum. Yol tek yönlü, bu yüzden dönüşün mümkün olmadığına da samimiyetle inananlardanım. Dönülmüyor. Döndüğünü sanan yanılıyor, ben de öyle sandığım zamanlarda hep yanıldım. Artık geri ve geçmişin dönülmez olduğunu öğrendim. Çünkü "tas ve hamam" daha siz gider gitmez değişiyor, tabiat boşlukları sevmiyor, dolduruyor... İnce ve tek yönlü yollara gelince, o yollarda kendi içimizde yatay ve dikey seyahatler ettiğimiz doğru, uçmalar ve burun üstü düşmeler, iç kanamalar, derin ferahlamalar falan...

"Peki diğer gezginlerle aranız nasıl? Marco Polo, Evliya Çelebi, Chateaubriand, Muhyiddin ibn el Arabi veya Jack Kerouac... Bu isimleri duyduğunuzda neler hissediyorsunuz. Hangileri size daha yakın geliyor?"

- Hiçbirimiz akrabalarımızı seçemiyoruz. Benim yazı-evimde bir duvarında kendime akraba bulduğum yazarların fotoğrafları asılıdır. Kan bağına pek inanmam zaten. Bu yüzden kafadan doğuma inanırım. Herhalde Evliya Çelebi' yle kendi öz dedelerimden -gezgin ve şair Mevlevî şeyhi İbrahim Hakkı Bey dışında- daha akraba sayılırım! Hepsinde, "başka yerler ve başka insanlar"a karşı o önlenemez aynı merak, merak, merak! Yerleşmekten korkmak, yola çıkınca huzur bulan ruh... Herhalde onlar da öyleydi de, rahat battı çoğuna...

"Kesinlikle kızmazlar bu sözlerinize gezginler, duyduklarınca bilgece gülümseyeceklerinden eminim. "Gezip gördüklerini anlat, yediklerin senin olsun" diyenlere de aldırmamışsınız, bize yemek tarifleri vermişsiniz. Nerden aklınıza geldi bu lezzetli paylaşım fikri?"

- Bu benim parlak (!) buluşlarımdan biri değil. Kültür ve mutfak paralelliği çoktandır yan yana dolaşıyor dergi ve kitaplarda, ama bizde pek yeni galiba.

"Evet, en azından bir gezi kitabında pek rastlanan bir durum değil yaptığınız. Ben bu yüzden parlak bir fikir olarak değerlendiriyorum kitabınızda yemek tariflerinin yer almasını."

- Yemek, bir kültür hakkında pek çok kültürel kod taşır bilirsiniz. Mutfağı sofistike ve kozmopolit olan bir toplum, farklı kültürlerde yoğrulmuş, görmüş geçirmiş olduğunun izlerini sofrasına taşımaktadır. Hedonizm en çok sofra kültüründen anlaşılır meselâ, sonra o toplumun romantizm, cinsellik ve sanat anlayışı da yemek masalarında, restoranlarında sayfa sayfa yazılıdır. Ben hem bu tadları bir parmak taşımak, hem de yabancı kültürlerden bahseden hikâyelerimin yanında oraya ait pratik bir yemek tarifiyle okuru damağındaki tadla da seyahat ettirmek istedim. Bakalım başarabilecek miyim?

"Kitabınız henüz çok yeni ve şimdiden söyleyebilirim ki, okurunuz, sözünü ettiğiniz yolculuğa çıktı, kitabınız sayesinde. Çok teşekkür ederiz."

- Ben de bu keyifli sohbet için size teşekkür ediyorum.



...