Bilim kurgunun Türkçe mucidi Orhan Duru


http://vatankitap.gazetevatan.com/pics/gulumsefoto/14943_154_1.jpg"Orhan Duru bilim-kurgu hikâyeleri yazar, senin mutlaka ilgini çeker!" demişti Attilâ İlhan. Bu ismi daha önce duymadığıma utanarak, belleğime kazımak için içimden tekrarlamıştım. Moleküler biyoloji okumaya heveslenen fenci bir öğrenciydim, ama memleketin bilim olanaklarının yoksulluğu ve bilim felsefesindeki yobazlığı nedeniyle isyan ediyordum. Aynı zamanda dönemin bütün edebiyatsever ve yazar olmak arzusuyla yanıp tutuşan gençleri gibi sıkı bir Varlık dergisi okuruydum, hâlâ öyleyim. Sanıyorum Varlık Dergisi' nde okumuştum Orhan Duru' nun bir hikâyesini, ama derginin adını yanlış anımsıyorsam da kızmaz, bilirim.

Devamını Oku... (15.01.2010)



İstanbul 2700 Yıldır Menopoza Girmeyen Tek Dişidir!


Yazar Buket Uzuner, gezgin olmasının nedenini, 'Şehirler Ecesi' dediği İstanbul' da en çok neleri sevdiğini, Moda' daki yazı evini anlattı

İlk olarak, gezgin olmanızın en temel nedenini anlatır mısınız?
Hepimizin hayatını biçimlendiren ilgi ve hırslarımız vardır ya, benim en temel dürtülerim de seyahat ve hikâye etmek oldu daima. Çocukluğumdan beri başka kültürlerdeki insanları merak ettim, dünyada var olan herkesin ve her şeyin bir hikâyesi olduğunu gördüm. Seyahat etmek kendini ve başkalarını anlamak, çözmeye çalışmak için mükemmel bir araç ve ilaçtır. Seyahat etmek arzusu bazı insanlarda o denli güçlü olabiliyor ki, parasız pulsuz olarak kendinizi yolda bulabiliyorsunuz! Bir de bağımlılıktır gezginlik...

Devamını Oku... (11.01.2010)



2BİN10 Hoş geldi de, gerçekte hangi yıldayız?


Merhaba!

Sanki ben de bir internet kuşağı çocuğuymuşum gibi nete bağımlı, neredeyse ellerim her boş kaldığında, kafede, lokantada, araba kullanmadığım her seyahatte, evde, YOLDA artık o sırada ne müsaitse, iphone, e-defter veya PC, yani 'Allah ne verdiyse' (!) günde en az 2-4 saat bir ekranlara yapışarak yaşıyorum desem, inanır mısınız?

Bu yetmiyormuş gibi, twitter ve facebook gibi adına 'internet- gözlerim' dediğim web sitem canlılığını, tavsayınca huzursuz oluyorum, diye itiraf etsem benden soğur musunuz?(Aaa... bir de gülen yüz ikonu kullanıyor, ne feci!!!)...

Devamını Oku... (31.12.2009)



Böyle geçti edebiyatın bir yılı


Türk edebiyatı bir yılı daha devirdi. 50 Kuşağı 50. yılını kutladı, klasiklerden uyarlanan çizgi romanlar çok tartışıldı. Yazarlar geçen bir yılda edebiyat dünyasını Taraf için değerlendirdi.

Buket Uzuner: 2009 Türk edebiyat dünyasında en ilginç olay Cumhuriyet dönemi yazarlarının TV dizisi olduktan sonra yeniden çok okunanlar listesine girerek genç kuşaklarca okunması oldu. Reşat Nuri Güntekin’in Yaprak Dökümü, Hâlit Ziya Uşaklıgil’in Aşk-ı Memnu’su ve Orhan Kemal’in Hanımın Çiftliği yalnızca popüler değil, iyi romanlar oldukları için sevildiler. 2009 yılı ergenlik çağındaki erkek çocuklara yeniden kitap okutmayı başarması açısından vampir romanları yılı oldu. Stephenie Meyer’in vampir romanları kült olarak tarihte yerini aldı. Ve tabii klasiklerden uyarlanan çizgi romanlar da çok önemliydi. Kendi açımdan 2009 için en heyecanlı olansa, Musil’in Niteliksiz Adam’ının Ahmet Cemal çevirisiyle yayımlanan ikinci cildi ve kendi yol hikâyelerim Yolda’nın yayımlanmasıydı. 2009’da okuduklarım arasında Jose Saramago’dan Fil’in Yolculuğu, Thomas Mann’dan Lotte Weimar’da, Aslı Erdoğan’dan Taş Bina ve Diğerleri, Mehmet Eroğlu’dan Mehmet-Fay Kırığı ve Le Clézio’dan Açlığın Şarkısı en beğendiklerim.

Devamını Oku... (31.12.2009)



Ara Güler' le Ankara' da bir öğle sonrası...


Onlar aksi adamla cadı kadındır! Kimse neden diye düşünmez. Yalnızca kendi ülkesinde değil, dünyada da insanların hayatında iz bırakacak işler başarmış, zeki ve karizmatik insanlara erkekse "aksi", kadınsa "cadı" derler ki bu da huysuz, dik kafalı, tavizsiz ve zor kişilik anlamına gelir. Aslında adını kendi alanında saygıyla anılan bir üne kavuşturmak için yıllarca çalışmış olan bu "aksi adam" la "cadı kadın" mükemmeliyetçidir ve hayatını adadığı, uğrunda vazgeçmek zorunda kaldığı dünya nimetlerinden sonra doğal olarak, tembellik veya iki yüzlülüğe tahammülü kalmadığı için huysuz sanılır. Yıllar süren çoğunlukla yalnız yolculuğunda hem düşmanları hem de yakın dostları tarafından önüne çıkartılan sayısız engellere karşı giriştiği iç yakan savaşların bazılarından galip çıktığı için elbette megalomandır ve bu yola çıkarken gereken gücü aldığı kaynağın adından ötürü de narsisttir.

Devamını Oku... (06.12.2009)



Cervantes' le Madrid' de İki Gün


Yirmili yaşlarımda yaptığım ilk seyahatlerden biri de zaten en çok bu nedenle Madrid"eydi. Çünkü ortaokuldaki Türkçe öğretmenim, çocuklar için sadeleştirilmiş ve kısaltılmış baskısından büyülenerek okuduğum, o kötülüklere karşı savaşan Don Kişot"un* ve yamağı göbekli Sanço Panza"nın maceralarını yazan Cervantes"in devasa heykelinin Madrit"te olduğunu sevinçli bir heyecanla anlatmıştı. O sırada hayattaki en büyük ve belki tek mucizenin, çok genç yaşta iyi bir öğretmene/rehbere rastlamak olduğunu henüz bilmiyordum.

Devamını Oku... (06.11.2009)



Kitap Kurtlarının Hazinesi - Home Dergisi Ekim 2009


Tasarımın Yolu Kitaplıktan Geçerse...

Evlerimizde alışılmışın dışında havalar esmesini sağlayan tasarımcılar, farklı çizgileri, değişik formları, fonksiyonel kullanım alanları olan kitaplık tasarımlarını bizimle paylaştılar.

Buket Uzuner, "Eskiden kitaplık düzenleme konusunda daha titizdim. Üniversite yıllarında erkek arkadaşımla matbaada kartoteks bastırıp daktilo ile kitap bilgilerini yazar adeta büyük bir kitaplıkta çalışır gibi sınıflandırırdık ve bunu yaparken inanılmaz bir heyecan duyardık. Şimdi de kitaplığımda konularına göre sınıflandırma yapıyorum." diyor.

Devamını Oku... (04.10.2009)



Mozart'la Viyana'da bir pazar günü


Mozart'ı beğenmek, tıpkı çizgi roman okumayı, Tom Jones ve Erol Büyükburç'un sesini güzel bulmayı, Cem Karaca ve Michael Jackson' ın ölümüne üzülmeyi, Reşat Nuri ve Hüseyin Rahmi'yi edebiyatçı saymayı, Nilüfer ve Celine Dion' un sesleri önünde şapka çıkartmayı, Attila İlhan ve Nazım' ın şiirleriyle klasik ve popüler müziği bir arada sevebilmeyi suçlayan kibirli görüş tarafından kara listededir: Oysa sahici büyük düşünür ve samimi sanatçıların hiç böyle kompleksleri yoktur. Bakın Goethe "O (Mozart), Tanrının yarattığı bir mucizedir. Biz ona hayran oluyoruz, ama onu açıklayamıyoruz" demiştir bile...

Devamını Oku... (16.09.2009)



Buket Uzuner' i Halit Ziya' ya bağlayan Aşk-ı Memnu


Varlık Dergisi, Eylül 2009
Süreyya Elif Aksoy

Buket Uzuner' in İstanbullular (2007) ve Halit Ziya Uşaklıgil'in Aşk-ı Memnu (1900) romanlarında baba-kız ilişkileri dikkat çekicidir. İstanbullular' da Belgin, Aşk-ı Memnu'da Nihal, benliklerinin oluşumunda büyük ölçüde babalarına bağlı, babalarından erken yaşta uzaklaşmak zorunda kaldıkları halde onlardan gerçek anlamda hiçbir zaman kopamamış, hep "babasının kızı" olarak kalmış karakterlerdir. İki karakterin babalarıyla ilişkileri ortak bir zemin üzerinde gelişir, İkisi de, annenin silik bir figür olduğu aile ortamında, babalarıyla özel bir bağ kurdukları mutlu bir çocukluktan sonra tam genç kızlığa adım atacakları çağda babalarından ayrılmak zorunda kalmış ve her ikisi de bunu ağır bir travma olarak yaşamışlardır. Belgin'in diplomat olan babası, Ermeni terör örgütü ASALA tarafından öldürülmüş; Nihal' in babası ise ilgisini kızıyla genç eşi Bihter arasında bölüştürmeyi seçmesiyle kızına terk edilmişlik duygusunu yaşatmıştır.

Devamını Oku... (01.09.2009)



Çetin Altan' la Bir Düğün Gecesi


Babamla annemin her akşam beraber okuyup beğendiklerinde başlarını sallayarak, gizemli bakışıp beğenmediklerindeyse sanki birbirlerine kızmış gibi yüksek sesle tartıştıkları bir yazar vardı ve köşesinin tepesinde kocaman üç harf dururdu: TAŞ! Bu taşın öğrenmeye çok hevesli olduğum deyimlerdeki eğer başına kendisi kadarı düşerse bedduaya dönüşeni mi yoksa hacıların şeytanı kaçırtmak için üzerine attıkları mı olduğunu kavrayacak yaşta değildim, ama ortada bir taş olduğunu anlıyor ve bunu eğlenceli buluyormuşum ki "taş" deyip deyip gülermişim. Çok merak ettiğim için bana güzler yüzlü, simsiyah saçlı ve bıyıklı bir fotoğrafını gösterdikleri bu yazarın adı Çetin Altan' dı ve ben onun aslında babamların arkadaşı olduğu için her gün bir tek bizimkiler okusun diye oturup tek kopya TAŞ yazıları yazdığını sanıyordum. 1960' lı yıllardı, çocuktum, Taş' ın yayımlandığı gazete Akşam veya Milliyet olmalıydı...

Devamını Oku... (19.08.2009)



Doğan Hızlan' la Frankfurt' ta bir gün


Hem çok yakın, aynı zamanda bir o kadar mesafeli. Tıpkı cıva gibi; avucunuzda olsa bile yakalanamaz! Hiç ayrım yapmadan; çaycısından kırtasiyecisine, büyük patrondan genç yazar adayına, herkese eşit mesafede yakın ama kimin kendisine yakın olacağına dair dokunulamaz kuralları olan; bu bağımsızlığın bedeli olarak yalnız ama yalnızlığını yıllardır zevkli bir kişisel yolculuğa dönüştürmüş, modern barok, zinhar anti-nostaljik, çocukken bile olgun, olgunken de önlenemez yaramaz çocuk, hoşgörülü ama zevksizle özensizi gözünün yaşına bakmadan kara mizah kılıcıyla doğrayıp atmaktan aldığı zihinsel keyfi hiç gizlemeyerı, özel yaşamını tam ortasında bulunduğu basına kilitlemeyi başarmış, zeki, zarif, kaliteden taviz vermeyen, mükemmeliyetçi, ilkeli ve bütün bu özelliklerinden ötürü tarihin herhangi bir zamanı ve kültürü için hep locası hazır bir karakter, yani bütün zamanların ve kültürlerin entelektüel beyefendisi: Doğan Hızlan'ı takdimimdir!

Devamını Oku... (15.07.2009)



Körler Ülkesi Kadıköy' ün Gözleri: Moda


İstanbul gibi yedi tepe üzerine kurulan Kadıköy' ün en şık tepesidir Moda... Seçkin ve zarif dokusu, orada yaşayanlar için vazgeçilmez kılmıştır bu semti.

İstanbul hikayelerinin anası: masallar, efsaneler ve mitolojidir. Çünkü İstanbul, Doğu' nun en gizemli imparatorlukları Bizans, Doğu Roma ve Osmanlı' nın başkenti; Yunan, Anadolu, Roma, Arap, Fars, Türk geleneğinin yurdudur. "Bu efsanelerden biri, eski Yunan' dan gelir ve bugünkü İstanbulluları çok ilgilendirir. İsterseniz 2680 yıl kadar önce, isterseniz bir varmış, bir yokmuş; diyelim: yurtsuz kalan Karya' lı göçmen Megaralılar bir kahinin "yeryüzü cennetinde bir körler ülkesi var, karşısında da bir tepe. Aradığınız umut orada" diyerek yol göstermesi üzerine teknelerle o zaman adı sanı olmayan bu muhteşem beldeye gelir ve buranın güzelliğiyle -herkes gibi- onlar da büyülenirler.

Devamını Oku... (01.06.2009)



Babamın ayakkabıları ve Orhan Kemal


Tam iki hafta önce babamı bir kutuya koydular ve götürdüler. O gün kardeşimin doğum günüydü, babamı götürdüler. Ona sormadan alıp götürmelerine itiraz bile edemedim. Hatta aşağıya inip onu koydukları ahşap kutuyu yeşil bir kamyonete koymalarına yardım bile ettim. Babamı götürdüler arkasından baktım. Bu onu son görüşümdü.

Devamını Oku... (05.03.2009)



Gezgin ruhlular, huzuru yollarda bulur!


Varlık Dergisi, Mart 2009
Sedat Demir

Buket Uzuner' le Yolda ve Seyahat üzerine söyleşi

Ben hepimizin -umarım- uzun ve ince bir yolda kendi yolculuğumuza çıktığımıza inanıyorum. Yol tek yönlü, bu yüzden dönüşün mümkün olmadığına da samimiyetle inananlardanım. Dönülmüyor. Döndüğünü sanan yanılıyor, ben de öyle sandığım zamanlarda hep yanıldım. Artık geri ve geçmişin dönülmez olduğunu öğrendim.

Devamını Oku... (01.03.2009)



Attilâ İlhan' ın çırağı üniversiteli genç kız


"Dünyanın en büyük mucizesi, çok gençken iyi bir öğretmene rastlamaktır. Bunun dışındaki bütün öbür mucizelerse ancak kutsal kitaplarda mevcuttur," diye yazmıştım, "Şiirin Kız Kardeşi Öykü" adlı kitabımın girişine. Bana bu epigramı nereden aldığımı soranlar olduğu gibi, teşekkür mektubu yollayan pek çok öğretmen de oldu. Doğrusu ben buradaki "öğretmen"i okuldaki öğretmenleri düşünerek yazmamıştım. Benimkisi henüz gemisini kullanmayı bilmediği için kayalara çarpıp parçalanma olasılığı yüksek o ilk gençlik çağlarında gereksinilen bir deniz feneri, bir rol-modeli, bir usta, guru, yol gösterici metaforuydu, bir mecazdı daha çok. Keşke böyle bir okul öğretmenine lisede öğrenciyken rastlasak...

Devamını Oku... (08.02.2009)



Dil - Language


   

Etkinlik Takvimi




...